Hatice Karakaş ile Salı Günleri ve Yaşamın Kaydı
Röportaj: E. Gülşah Akın
İllüstratör ve tasarımcı Hatice Karakaş’ın üretim pratiği; kişisel deneyimlerden, gündelik hayatta karşılaşılan küçük nesnelerden ve sezgisel yaratım süreçlerinden besleniyor. İllüstrasyon, kolaj ve tekstil gibi farklı medyumlar arasında dolaşan Karakaş, üretiminde hem kişisel bir arşiv oluşturuyor hem de yaşadığı kentle kurduğu ilişkiyi görsel bir dile dönüştürüyor.
Bu söyleşide Hatice Karakaş ile sanat yolculuğunun başlangıcını, Eskişehir’e taşınmanın üretim pratiğini nasıl dönüştürdüğünü, kişisel sergisi Evdekiler’i ve kurma sürecinde olduğu tasarım stüdyosu Tuesday’i konuştuk. Ayrıca Unique Dot Space gibi kolektif üretim alanlarının kentteki sanat ortamına nasıl bir dayanışma zemini açtığını ve sanatçının farklı medyumlar arasında kurduğu yaratıcı geçişleri de ele aldık.
Öncelikle bu röportaja katıldığın için teşekkür ederim. Bize biraz kendinden bahsederek başlamak ister misin?
Ben Hatice. İllüstratör ve tasarımcıyım. Görsel sanatların farklı alanlarıyla ilgileniyorum ama temel pratiğimin illüstrasyon olduğunu söyleyebilirim. Bunun dışında resim, kolaj ve video art gibi alanlarda da üretimler yapıyorum. Tasarım tarafında ise daha çok freelance çalışıyorum. Şu anda kendi tasarım stüdyomu kurma aşamasındayım; adı Tuesday. Orada sanat pratiğimle paralel ilerleyen bir şey kurmaya çalışıyorum. Çocukluk, sıkılmak ve oyun oynamak üzerine kurduğum bir tema var. Aslında biraz deneyerek üretmekle ilgili bir yaklaşım.
Peki sanat maceran nasıl başladı? Bazı sanatçılar “küçüklüğümden beri resim yaparım” der. Senin hikâyen de böyle mi?
Aslında evet, resim yapmak hayatımda hep vardı. Bence çoğu sanatçı için ortak olan bir şey bu. Biraz da çocukken içe dönük olmakla ilgili; kendini ifade etmenin bir yolu gibi. Resim yapmaktan hep çok keyif alıyordum ama liseden itibaren daha ciddiye almaya başladım. O zamana kadar bir çocukluk oyunu gibiydi ama lisede bunun benim karakterimin önemli bir parçası olduğunu fark ettim. Yine de o dönemde sanat okumayı düşünmüyordum. Reklamcılık okumak istiyordum ve gerçekten de reklamcılık mezunuyum. Yaratıcı bir alanda olmak istiyordum ama resim zaten hayatımda olan bir şeydi; eğitimini almak gibi bir planım yoktu.
Üniversitede bir dersle birlikte bu bakış açım değişti. Bölümün ilk derslerinden birinde hocamız, iyi bir reklamcı olmak istiyorsanız resim yapıyorsanız resme, müzik yapıyorsanız müziğe devam etmeniz gerekir demişti. Çünkü başka bir yaratıcı alanda da güçlü olmanız gerektiğini söylüyordu. Bu sözlerden sonra resme ve illüstrasyona daha çok ağırlık vermeye başladım. Okul döneminde freelance işler almaya başladım ve portfolyomu çevrim içi paylaşarak markalarla çalışmaya başladım. O noktada aslında çok sevdiğim bir şeyi yaparak para kazanabileceğimi fark ettim.
İllüstrasyondan farklı medyumlara geçişin nasıl gelişti?
Aslında kolaj üzerinden oldu. Pastel çizimler yaparken dergilerden parçalar kesip çalışmaların içine yerleştirmeye başlamıştım. Sonra bunun kolaj olduğunu öğrendim. O dönemde İstanbul’da yaşıyordum ve Ayşe Derin Ergün’le tanıştım. Onun kolaj üzerine çalışmaları ve atölyeleri vardı. Onunla tanışmamdan sonra kolajın da bir sanat pratiği olarak gelişebileceğini fark ettim.
Daha sonra kumaşla çalışmaya başladım. Bu da Paper People Project’in bir sergisi için yaptığım bir üretim sırasında ortaya çıktı. Bedenle ilgili bir şey yapmak istiyordum ve bunu kumaşla, dikişle ifade etmenin doğru olacağını düşündüm. Daha önce çok deneyimim yoktu ama denediğimde çok keyif aldım. Son birkaç aydır da özellikle bu alana yoğunlaşıyorum; farklı kumaşlar alıp denemeler yapıyorum. İçgüdüsel başlayan ama uzun süre devam edebileceğimi hissettiğim bir alan oldu.
Eskişehir’de genç sanatçıların görünürlüğünü artırmayı amaçlayan Lokal 02 sergisinde yer aldın. Oradaki çalışmaların Eskişehir deneyiminle bağlantılıydı. İlhamlarını nelerden alıyorsun?
Genelde ilhamımı kişisel bir arşiv oluşturma fikrinden alıyorum. Çok dışarıda aradığım bir şey değil; daha çok deneyimlerimden besleniyorum.
Mesela Scan in the Afternoon adlı bir projem var. Eskişehir’e ilk taşındığım dönemde bir tarayıcı almıştım. Şehre yeni gelmiştim ve kimseyi tanımıyordum; bazen hiç konuşmadan geçen günler oluyordu. O dönemde dışarıda bulduğum küçük şeyleri toplamaya başladım: market fişleri, bir elmanın üzerindeki sticker gibi. Sanki hayatımın bir dönüm noktasıymış ve bunu kaydetmem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Bu nesneleri tarayıcıda tarayarak bir arşiv oluşturdum. Sonra fark ettim ki bu objelerin hepsi Eskişehir’le ilişkili ve böylece bir projeye dönüştü. Aslında hiç bitmeyecek, farklı seçkileri olabilecek bir proje.
Sergideki kırmızı topuklu ayakkabı çizimini de çok seviyorum. Ondan biraz bahseder misin?
O çalışma benim için de özel. Çocukken ayaklarımı tuhaf bir şekilde tuttuğumu fark etmiştim; yanlarına basmak gibi bir alışkanlığım vardı. Büyük ihtimalle utandığımda yapıyordum. Kimsenin fark etmediğini sanıyordum ama bir gün sınıftan bir arkadaşım bunu söyledi. O an bunun aslında çok görünür bir şey olduğunu fark ettim ve utanç duygusuyla ilişkilendirdim. Ayak ve ayakkabı imgelerini çizmeyi seviyorum; o resim de bu anıyla bağlantılı.
Biraz da Tuesday’den bahsedelim. Sadece bir marka değil, bir yaklaşım gibi görünüyor.
Evet, önce konseptini düşündüm aslında. İçgüdüsel yaratıcılıkla ilgili bir şey. Çocukken güne başlarsın, ne yapacağını bilmezsin, sıkılırsın ama sonunda gerçekten eğleneceğin bir şey bulursun. Tuesday biraz bu sıkılmaya izin vermek ve oyun oynamayı hatırlamakla ilgili.
Salı günü de ilginç bir gün. Pazartesi gibi belirgin değildir, cuma gibi heyecanlı da değildir. Biraz görünmez, sıradan bir gün gibi. Ama tam da o görünmeyen günlerde bir şeylerin ortaya çıktığını düşünüyorum. İsmi de bu fikirden geliyor.
Tuesday ile hayalim; sanat oluşumları, stüdyolar, müzik projeleri ya da sergiler için görsel kimlikler ve konseptler üretmek.
Bir de parçası olduğun bir üretim alanı var: Unique Dot Space. O süreç nasıl başladı?
Erkut’la tanışmamla başladı. Aslında onun bir projesi vardı ve ben görsel kimliğini tasarlayacaktım. Ama zamanla kendimi projenin içinde buldum. Orada yaptığım şey biraz Tuesday’de yapmak istediğim şeyin bir provası gibi: konsept düşünmek, görsel kararlar almak ve projeleri geliştirmek.Freelance işler yapmayı seviyorum ama burada ilk kez gerçekten yapmak istediğim bir şeyin parçası oldum.
Bu alanın parçası olmak kentle olan ilişkini değiştirdi mi?
Çok değiştirdi. Başta Eskişehir’de bir ya da iki yıl kalmayı düşünüyordum. Ama şimdi burada kalmak için bir sebep olduğunu hissediyorum. Çok fazla insanla tanıştım ve bu şehirle bağ kurmamı sağladı.
İstanbul’dan Eskişehir’e geldiğinde üretim pratiğin değişti mi?
Evet. İlk yıl çok fazla üretim yaptım çünkü çok sıkıldım. Ama bu sıkılmak üretime dönüşüyor. Ayrıca çalışma alanım büyüdü. Eskiden sadece odamda çalışıyordum; şimdi bir evde çalışabiliyorum. Bu da daha büyük işler yapabilmemi sağladı. İstanbul’da daha küçük ve dijital işler yapıyordum; burada daha deneysel ve materyalle temas ettiğim işler üretmeye başladım.
Geçtiğimiz yıl Ankara’da Maus’ta ilk kişisel sergini açtın. O süreç nasıl gelişti?
Evde çok fazla iş birikmişti ve bir dönemin kapanması gerektiğini hissediyordum. Maus’ta daha önce bir etkinliğe katılmıştım ve mekânı çok sevmiştim. Arkadaşlarım neden sormuyorsun dedi ve gerçekten de sordum. Çok hızlı gelişti.Serginin adı Evdekilerdi. Hem geldiğin yerin seni nasıl dönüştürdüğüyle ilgiliydi hem de gerçekten evde duran işlerdi.
Bir sanatçı bir dönemin bittiğini nasıl anlar sence?
Bence bunu hissediyorsun. Bir ilişki biterken nasıl fark ediyorsan biraz öyle. Benim o dönemde yaptığım resimler çok enerjik ve canlıydı. Hâlâ seviyorum ama artık o dili kullanmadığımı hissediyorum. Şimdi başka bir şey yapıyorum.
Şu anki üretimlerin daha çok ne üzerine yoğunlaşıyor?
Temalar aslında çok değişmedi. Yine deneyimler üzerinden gidiyor. Ama son zamanlarda iyileşmek ve durmak üzerine düşünüyorum. Kuş imgesini çok kullanıyorum. Anlatım dili ise daha sakin ve durulmuş.
Yakın geleceğe dair planların neler?
Önümüzdeki yıl biraz daha insanlarla temas kurmak istiyorum. Atölyeler yapmak, buluşmalar düzenlemek gibi. Ayrıca fanzinler yapıyorum ama genelde paylaşmıyorum. Belki bu yıl onları daha kamusal hale getirebilirim.
