BOŞLUK İLERLİYOR
Yazı: Aslı Alpar
İzleme, Cam üzerine akrilik, 2022
Leyla ERSEN KILINÇKAYA’nın mekânsal yerleştirme ve katılımcı performans alanı olarak tasarladığı sergi, günümüz dünyasının giderek distopik bir biçim almasıyla bireyin yaşadığı kaygı, baskı ve umutsuzluğun yarattığı zihinsel yorgunluk, yabancılaşma hissine odaklanır. Bu temayı, Türk Edebiyatı’nda en derinlikli işleyen metinlerden biri olan Oğuz ATAY’ın Korkuyu Beklerken öyküsüne atıfta bulunarak sergi mekânını zihnin kendini kapattığı bir daire/oda olarak tasarlamıştır. Unite’ın bir zamanlar banka kasası olan sergileme alanı, izleyiciye fiziksel olarak da kapalı kalma olasılığını hissettirirken korunma ihtiyacı ve saklanmak, hafıza, overthinking, otosansür ve özyıkım gibi kavramlar üzerinde düşünmeye iten bir deneyim alanı sunar.
Zihin odası olarak tanımlayabileceğimiz mekân, basit bir yaşam alanında olabilecek en temel eşyalar ve sanatçının işlerinden oluşan bir sahne gibi kurgulanmıştır. Üretimi zamana yayılmış olan bu işler, sanatçının çeşitli tekniklerle uyguladığı illüstrasyon ve kendi şiirlerinden alınmış metinlerle yorumladığı buluntu nesnelerden oluşur. Gerçek işlevini bilmediğimiz ancak tanıdık gelen bu nesneler; kişisel deneyim ve toplumsal baskının karışımıyla biçimlenen bireyin tutum ve hatıralarının metaforudur. Bireyin yaşamında toplumsal ve bireysel alanın muğlak dengesi üzerine odaklanır.
Parçalanmış benlik, Tuval üzeri akrilik, mürekkep, 2025
Bir diktatör portresi olarak odada geleneksel bir konuma yerleştirilmiş “Eşek Diktatör”, yalnız bulunduğumuz coğrafya değil tüm dünyada artan otoriterliğin bireye olan etkisini yalın bir biçimde temsil eder. Masanın hemen arkasında durmasını beklediğimiz sandalye yerine masa üstünde sunulan pleksiglas yerleştirme “Tavşan Kalpli”, bireyin dış dünyadaki konum, başarı kaygılarının yanı sıra toplumdaki ‘koltuk’ ihtirasını eleştirir. Benzer şekilde “İnek Başkan” kişisel bir hicivle toplumsal olan arasındaki ilişkiyi sorgular.
Sanatçının iki şiiri, sergiye adını veren “Boşluk ilerliyor” ve “Tavşan Kalpli”; zihin odasında yankılanan bir iç ses olarak karşımıza çıkar. Bu şiirler, günümüzdeki annelik/ebeveynlik deneyimi, bu deneyimle beraber kişinin çocukluğu ve toplumsal beklentilerle hesaplaşması, bakım verenlerin yaşadığı yalnızlık ve toplumsal değersizlik, değişen zaman algısı gibi duygu ve durumlara odaklanır. Şiirlerden parçalar, buluntu nesnelerin içine sızmış dizeler ve kelimeler olarak kimi zaman kumaşlar üzerinde, kimi zaman 3D kalemle nesneleştirilmiş olarak sunulur. Okunmak için izleyicinin aktif katılımını gerektirir. Mekâna eşlik eden ses yerleştirmesi bu şiirin mors alfabesine çevrilmiş halidir. Ses, kaybolmuş, kesintiye uğramış ya da kodlanmış anlamları çağrıştırırken duyuların ve anlamların parçalı iletimi, iletişimsizlik ve içe kapanma duygusunu pekiştirir.
Sergideki maskeler dış dünyanın etkisiyle değişebilen bireyin kendi benlik algısına ilişkindir. Dışarıya yansıttığımız maskeler değil de korkularımız, hırslarımız, eleştirilerimizin etkisinde kendimize baktığımızda gördüğümüz kusurluluk hali, yetersizlik duygusu vb. duygu durumlarının tasviridir. Sanatçı; ortada yer alan koltuk ve deneyimlenmesi, incelenmesi için yerleştirdiği maskelerle, izleyiciyi sergi merkezinde konumlayarak bu ortaklığa işaret eder. Yalnızca açılışta gerçekleştireceği performansla izleyicinin maskelerle fotoğraflarını çekerek kurguladığı odanın giriş kapısına asar. Performans, zihin odasının herhangi birinin olabileceğine vurgu yapar.
Güvenlik Çemberi, Buluntu nesne üzerine karışık teknik, 2025
Hayatındaki olumsuz deneyimler ve korkuları nedeniyle bireyler zihinlerinde kendilerine sınır çizebilir. Ancak günümüzde, bireyin varoluşsal sancılarının üstüne binen otoriter rejimler, artan ekonomik ve toplumsal baskılar ile yaşamak giderek daha korkutucu bir deneyime dönüşmektedir. ‘Korkuyu beklemek’ adeta bir yaşam stili olarak dayatılır. Leyla ERSEN KILINÇKAYA, Oğuz ATAY’ın Kafkaesk öyküsüne atıfta bulunarak yarattığı katmanlı atmosferle korkunun ele geçirdiği karanlık zihne yakından bakmamızı sağlar. İç seslerimizin bazen mors alfabesiyle çalışan yardım çağrısı olduğunu fark etmemizi umar. Özelimizde gizlediğimiz korku ve kaygının ortaklığına vurgu yaparak, şiirleri kanalıyla kendi karamsar deneyimini paylaşarak yalnızlık duvarlarını şeffaflaştırır. Bireylerin üzerine çöreklenen bu buhranlı hali; hayatlarımızı ve zihinlerimizi bir panik odasına dönüştürmeden önce terk edebilmemiz için bir kapı aralar.
