Defterin Kendisi Bir İş: Nom’un Organik Yolculuğu
Bir atölye ihtiyacından doğan Nom, bugün defteri yalnızca bir araç değil, başlı başına bir üretim alanı olarak yeniden düşünmeye davet ediyor. Başlangıçta kişisel bir çalışma alanı arayışıyla ortaya çıkan bu süreç, zamanla defter, cilt ve üretim pratikleri etrafında genişleyen bir yapıya dönüşüyor. Yalım Ardıç ile defterin potansiyelini, üretim süreçlerini, malzemeyle kurduğu ilişkiyi ve bu pratiğin nasıl organik bir biçimde büyüdüğünü konuştuk.
Röportaj: Ayça Güneş
Fotoğraflar: Yalım Ardıç
Nom nasıl ortaya çıktı? Bir ihtiyaçtan mı doğdu, yoksa bir arzu durumundan mı? Defterlerle neyi anlatmak ya da üretmek istiyordunuz?
Tamamen ihtiyaçtan doğdu. Burayı ilk tuttuğumda aslında bir sanatçı atölyesi gibi düşünmüştüm. Çektiğim fotoğraflara bakabileceğim, kendime ait bir alanım olsun istiyordum. Çünkü evde biriktiriyordum ve bir noktada bunları yeniden ele almak gerektiğini hissettim. Biraz da “burası benim alanım olsun, sadece çalışmak için geldiğim bir yer olsun” fikriyle başladı. Sonrasında zaten mücellitlik yapmaya başlamıştım. Fotoğraf kitapları ve arkadaşlarımızın kitaplarını ciltliyordum. Bu da yine bir ihtiyaçtan doğdu.
Çünkü birkaç kitap üretiyorsun, yurtdışına baskıya gidecek işler oluyor ama matbaadaki insanla aynı dili konuşamıyorsun. İstediğini anlatamıyorsun. Genelde de “o öyle olmaz”, “o iş öyle yapılmaz” gibi tepkilerle karşılaşıyorsun. Biz de bundan biraz yorulmuş bir arkadaş grubu olarak “o zaman birimiz bu işi öğrensin” dedik. Böyle başladı. Birçok kişi denedi ama herkes devam etmedi. Ben defter kullanmayı ve ciltlemeyi sevdiğim için bu iş bende kaldı.
Pandemiden önce de aslında bu pratik yavaş yavaş oluşmaya başlamıştı. Arkadaşlar geliyordu, “kitabımı ciltler misin?” diyorlardı. Akşamları birlikte oturup yapıyorduk. Sonra “bana da öğretir misin?” diyorlardı. Gelirken kurabiye getiriyorlardı, çay kahve içiyorduk. Hikâye biraz böyle başladı.Pandemiye kadar süreç bu şekilde ilerledi. Pandemide ise uzun süre kendi kendimize kaldığımız bir dönemde, “bunun bir adı olsun” diye düşündüm. Bir mekân olsun, yaptığımız atölyeleri duyuralım, insanlar geldiğinde biraz daha profesyonel bir yapıya dönüşsün. Böylece “kitabını ciltleriz, şöyle yaparız” diyebileceğimiz bir noktaya geldi. Ama aslında baştan planlanmış bir şey değildi. “Ben bir mekân tutacağım ve burası tamamen defter üzerine olacak” gibi bir plan yoktu. Zaten benim en sevdiğim şey de bu: her şeyin organik gelişmesi.
Benim için asıl merak şuydu: sanatçılar defterlerini nasıl dolduruyor? Ben böyle dolduruyorum, bir başkası başka türlü. Peki diğerleri nasıl yapıyor? Defterle nasıl bir ilişki kuruyorlar? Buradan “Açık Defter” fikri çıktı. Duyururuz, başvurular alırız, insanlarla oturup konuşuruz: defter nasıl doldurulur, nasıl bir ilişki kurulur? Yani tamamen kafamdaki sorulardan çıkan ve organik bir şekilde gelişmeye devam eden bir süreç bu. Hâlâ yeni sorularımız var. Onları nasıl yaparız diye düşünüyoruz. Muhtemelen bu da zamanla başka bir şeye dönüşecek.
Nom Buluşmaları adı altında neler gerçekleşiyor ?
Açık Defter, Kodeks güncel buluşmalarımızdı. Açık Defter 3. kere yaptığımız bir proje, buluşmayla da sonlandırıyoruz böyle projeleri. Kodeks tek seferlikti. Açık Defter’i daha çok kültürel bir çalışma olarak görüyorum. Çünkü onu herhangi bir maddi beklentiyle yapmıyoruz. Gerçekten para kazanma amacıyla ortaya çıkmış bir şey değil. Buluşmalar’ın içinde bir de kullanıma yönelik tasarladığımız ürünleri sattığımız günler oluyor. Bunlar diğer projelere ve hayatımıza kaynağı sağlayan kısım. Bu yapının böyle ilerlemesini değerli buluyorum. Bir yandan kendi kaynağını yaratırken, bir yandan da daha kültürel gördüğümüz alanlara yer açması benim için önemli.
Yani Açık Defter’i sanatçılarla kurulan daha interaktif bir süreç olarak tanımlayabilir miyiz?
Evet, kesinlikle öyle. Sanatçılarla birlikte yapılan, paylaşımın olduğu bir alan. Ama bir yandan da işin sürdürülebilirliği meselesi var. Yani mali olarak devam edebilmesi için bazı şeyleri farklı kategorilerde düşünmek gerekiyor. O dengeyi kurmaya çalışıyoruz.
Katılımcıları belirlerken özellikle nelere dikkat ediyorsunuz?
Özellikle defter fotoğraflarına bakıyorum. Birinin işleri çok iyi olabilir ama defterle ilişkilenmeyen ya da defterle çalışmayan biri zaten genelde başvurmuyor. Başvurursa da açıkça söylüyoruz: “Defterle çok ilişkin yok gibi.” Çünkü defter başka bir pratik. Çantana attığın, kafede otururken bir şeyler karaladığın, bir yere giderken yanında taşıdığın bir şey. O yüzden defteri nasıl kullandığı, onunla nasıl bir ilişki kurduğu benim için çok önemli. Yaptığı iş kadar, defterle kurduğu bağa da bakıyorum.
Zaten bu açık çağrı meselesi çok kurumsal bir şey değil. Dev bir yapı değiliz. Aslında baktığımız şey şu: birlikte bir şey yapabileceğimiz biri mi? Birlikte üretirken keyif alacağımız biri mi? Bu yüzden buna “başvuru” demek bile çok doğru gelmiyor. Daha çok insanların çalışmalarını paylaşmasını istiyoruz. Mesela Instagram’da özellikle dikkat ettiğim bir dil var: “Seçtik” demek yerine “birlikte çalışabileceğimiz insanları belirledik” demeyi tercih ediyorum. Çünkü “seçmek” kelimesi bana biraz hiyerarşik geliyor.
Defter kullanımına dair yaklaşımınız nedir?
Defteri sadece bir eskiz defteri olarak görmüyoruz. Normalde eskiz defterinde bir şey çizersin ve sonra onu başka bir yüzeye taşırsın. Biz biraz bunun tersini öneriyoruz. Dışarıya taşıdığımız işi tekrar deftere geri koyalım. Defterin kendisi bir iş olsun. İşin kendisi defter olsun. Bunu bir tür sanatçı kitabı gibi düşünüyoruz. El yazması ya da el boyaması bir kitap gibi. Defter dolduğunda, bir sanatçının “bu iş bitti” dediği an gibi bir noktaya geliyor. O andan sonra artık ona müdahale edilmiyor. Defter de öyle kapanıyor. Bu noktada defter sıradan bir nesne olmaktan çıkıyor. İçinde bir anlatı, bir duygu, bir hikâye taşıyan tamamlanmış bir işe dönüşüyor. İzleyiciye bir şey aktaran bir form haline geliyor.
Peki defterin fiziksel yapısı da bu sürecin bir parçası mı?
Evet, kesinlikle. Çünkü burada asıl mesele şu: anlatım araçların neler? Neyi önemsiyorsun? Bir konuyu anlatırken o anlatıyı büyütecek hangi fiziksel unsurları kullanıyorsun? Mesela bazı defterlerde açılan sayfalar oluyor, bazıları katlanıyor, bazıları taşan sayfalar içeriyor. Bazen biri çok düzenli bir yapı istiyor, kenarlarını giyotinle kesiyoruz. Bazen de tam tersine, özellikle düzensiz bir yapı istiyor.Mesela bir arkadaş özellikle taşan, saçılan sayfalar istedi. Bir tür dağınıklık hissi yaratmak istiyordu. Biz de ona göre bir defter tasarladık. Bu süreç tamamen birlikte ilerliyor. İlk buluşmada masaya örnek defterler koyuyoruz. Daha önce yapılmış işler üzerinden konuşuyoruz. Şu an elimizde 10–12 tane örnek oluştu.
Katılımcı ne yapmak istediğini anlatıyor, ben de nasıl yardımcı olabileceğimi söylüyorum. Örnekler üzerinden konuşunca onların da kafasında bir şeyler şekillenmeye başlıyor. Sonra birlikte karar veriyoruz:
“Nasıl bir şey olsun?”
“Bu anlatım için nasıl bir form gerekir?”
Ben de hem onların heyecanlandığı hem benim heyecanlandığım bir defter formu üretiyorum. Sonrasında onlar içini doldurmaya başlıyor.
Defter tamamlandıktan sonra ne oluyor?
Genelde şunu söylüyorum: Defter tabii ki onların. Açık çağrıyı duyururken verdiğimiz söz de bu. İsterlerse alıp evlerindeki kitaplığa koyabilirler. Ama burada kalırsa görülmeye devam ediyor. Çünkü burası insanların sürekli gelip gittiği bir yer. Etkinlikler oluyor, defterler inceleniyor. Bu anlamda defter, sanatçının kendi odasında durmasından daha görünür bir hale geliyor.
Peki bir defterin ürüne dönüşme süreci nasıl oluyor?
Genelde şöyle ilerliyor: Önce bir defter yapıyorum ve ortaya koyuyorum. Sonra onun satışını ve insanların onunla nasıl ilişki kurduğunu gözlemliyorum. Bir anlamda burayı bir laboratuvar gibi düşünüyorum. İnsanların nasıl kullandığını, neyi sevdiğini görüyorum. Sonra bu gözlemleri sadeleştiriyorum ve ürünü yeniden şekillendiriyorum. Ama şu da değil: “Bu çok satıyor, o zaman bundan daha çok yapalım” gibi bir yaklaşımım yok. Aynı zamanda “sanat budur, insanlar anlamaz” gibi bir yerden de bakmıyorum. İkisinin arasında bir yerde durmaya çalışıyorum. Dışarıdan gelen geri bildirimleri alıyorum, sadeleştiriyorum ve sonunda bu süreç bir ürüne dönüşüyor.
İnsanların tercihlerini anlamak için başka yöntemler de kullanıyor musunuz?
Evet, bazen çok basit yöntemler kullanıyorum. Mesela Instagram’da bir anket yaptım. İki farklı defter tasarımı arasında kararsız kaldım ve insanlara “Hangisini yapayım?” diye sordum. Sonuçta ikisi de neredeyse eşit çıktı. Ben de ikisini birden ürettim. Ama arada özellikle kimsenin satın almayacağını düşündüğüm defterleri de koyuyorum. Çünkü onların beni ve burayı daha çok temsil ettiğini düşünüyorum. İlginç olan şu: O defterlerin de bazen çok farklı ve beklenmedik satış hikâyeleri oluyor.
Nasıl yani?
Mesela etkinliklerde açtığımız tezgâhlarda çok dikkat çekici defterler oluyor. Kapağı çizimli, kenarları kesik, daha görsel işler. Ama bazen tamamen bembeyaz bir defter koyuyorum. Dışarıdan bakınca hiçbir özelliği yok gibi. İnsanların çoğu ilk başta onu fark etmiyor bile. Ama biriyle konuşurken o defteri çıkarıp anlatıyorum. Kağıdının gramajını, kapağının nasıl yapıldığını, içindeki fikri anlatıyorum. O noktada insanlar diğer defterleri bırakıp ona odaklanabiliyor. Çünkü aslında o defter bir kullanma önerisi sunuyor. Yazana bir yön açıyor. Mesela bir defterde sayfanın kenarında ince bir çizgi vardı. Mürekkeple değil, kağıdın kendi dokusuyla yapılmış bir çizgi.
Kimya okuduğunu biliyorum. Bu alanın yaptığın işle bir ilişkisi var mı?
2015’te Ankara Üniversitesi Kimya bölümünden mezun oldum. Bitirme projem kağıt üzerineydi. Kağıt üretim sürecinde ortaya çıkan lignin diye bir madde var. Endüstride genelde bu madde yakılarak sadece ısı enerjisine dönüştürülüyor. Benim çalışmam ise “yakmak yerine başka nasıl değerlendirilebilir?” sorusuna odaklanıyordu. Aslında bu, bir tür geri dönüşüm ve malzeme değerlendirme meselesiydi. O dönem daha teorik bir çalışma gibi görünüyordu ama bugün yaptığım işle birlikte düşündüğümde bazı bağlantılar kurabiliyorum.
Üretim sürecinde malzeme seçimi konusunda özel bir yaklaşımın var mı?
Bizim asıl meselemiz kağıt. Bir anlamda kağıt işçisi olmalıyız. Benim için işin merkezinde hep kağıt vardı. Deri işçiliği de yaygındır. Bu noktada bir defter için kağıt daha temel bir malzeme olduğu için sanırım, odağım hep orda. Kapağı da, çizgisi de, tamamen kağıdın olanaklarıyla belirginleşiyor. Yaklaşık beş senedir de üretimimi bu düşünceyle sürdürüyorum.
Bu yaklaşımını en iyi anlatan defterler hangileri?
Mesela bazı defterlerimiz var, tamamen kağıdın kendisiyle var olan defterler. Hatta tutkal bile yok. Sadece kağıtla kurulan bir yapı. Bu bana çok iyi hissettiriyor.Bazen insanlar soruyor:
“Kapağına bir şey basalım mı?”
“Logo ekleyelim mi?”
“Çizgili ya da kareli defter yapmıyor musunuz?”
Ama bunların hepsi makineye girecek şeyler. Baskı olacak, matbaadan çıkacak işler. Ben makine karşıtı olduğum için söylemiyorum bunu. Ama şöyle düşünüyorum: Eğer bir iş makineye girecekse tamamen makine üretimi olsun. Baskısı da makinede olsun, dikişi de makinede olsun. Ama eğer ben elimle yapıyorsam, o zaman kağıda makinenin silindiri bile değmesin. O kağıda sadece benim elim değsin.
Boş bir defter senin için ne ifade ediyor?
Boş bir defter benim için bir ihtimal. Daha doğrusu bir potansiyel. Çocukken de böyleydi. Üniversitedeyken evdekiler ve arkadaşlarım bana sürekli “Bu kaçıncı defter, neden hâlâ alıyorsun?” diye sorardı. O zaman bunu anlatamıyordum, sadece sevdiğimi söylüyordum. Ama zamanla şunu fark ettim: Her defter dolabilme ihtimali taşıyor. Her biri başka bir şeye dönüşebilir. Raflarda duran o boş defterlerin hepsi aslında birer olasılık gibi. Şimdi ise istediğim ihtimali taşıyan bir defteri kendim üretebiliyorum. Yani o ihtimaller artık sadece rafta duran şeyler değil; istediğim zaman ortaya çıkarabileceğim şeyler. Ama şunu da söyleyebilirim: Bu soruya belki benden daha az defter kullanan biri farklı cevap verebilir. Çünkü benim için neredeyse her şey bir defter olabilir.
Defterleri nasıl kullanıyorsun? Belirli kategoriler var mı?
Evet, farklı defterlerim var. Mesela yeni bir yıla başlarken ajandalar alıyorum: haftalık, günlük, çizgili, kareli, büyük, küçük… Hatta cepte taşınabilecek olanlar bile var. Bunlar raflarda duruyor. Yeni bir başlangıç gibi geliyor bana. Yeni bir yıl, yeni defterler. Bazen de aklıma bir konu geliyor ve onun için hemen yeni bir defter başlatıyorum. Bir dönem sadece o konu üzerine düşündüğüm ve yazdığım defterim oluyor. Bu biraz hem bir başlangıç hem de bir tür dokümantasyon gibi.
Günlük kullanım için farklı defterlerin var mı?
Evet, birkaç farklı defter kullanıyorum. Mesela bir tane plastik kaplı defterim var; ona hızlı hızlı notlar alıyorum. Bir tanesi daha çok teorik düşünceler için. Bazen okuduğum bir şey, bazen sosyal ilişkiler, bazen de aklıma gelen başka fikirler oraya gidiyor. Bir defterim de günlük plan gibi. “Saat sekizde kalkacağım, onda şunu yapacağım” gibi şeyler yazıyorum. Bir de biraz şaka yollu “kaza ve kader defteri” dediğim bir defterim var. Orada hiçbir filtre yok. Aklıma ne geliyorsa yazıyorum: yanlış kelimeler, kötü çizgiler, saçma fikirler… Her şey olabilir. Ama bazen çöpün içinden en değerli şey çıkar ya; defter bunun için mükemmel bir araç. Gerçekten o karışıklığın içinden en kıymetli fikir çıkabiliyor.
Defter senin için bir kayıt aracı mı, yoksa kaybolma alanı mı?
Aslında ikisi de. Kaybolurken yaptığım şeyi de kaydediyorum. Yani o kaybolma hâlinin kendisi de bir kayıt oluyor. Mesela ilk baştan sona doldurduğum defterlerden biri pandemi dönemindeydi. Pandeminin ilk zamanlarıydı. Evdeyim, hiçbir yere gidemiyorum. Atölyeye gidemiyorum, evden çıkamıyorum. Ev de kalabalık; teyzem doktordu, sürekli bir tedirginlik hali var. Ben normalde tek başıma, sessiz bir ortamda çalışmaya alışkınım. Atölyede ya da odamda. Ama o dönemde böyle bir alan yoktu. O yüzden defter benim için bir kaybolma alanına dönüştü. Etrafı susturmak için eğildiğim bir yer gibi.
Ama o sırada gerçekten yazacak ya da çizecek bir şey de yoktu. Sadece karalamaya başladım. Kurşun kalemle sayfaları karalıyordum. Zamanla bu karalamalar bir ritme dönüştü ve saatlerimi öyle geçirmeye başladım. Aslında o sırada kayboluyordum ama aynı zamanda o karalamalar, o kayboluşun kaydını tutuyordu. Bugün o deftere baktığımda o dönemi hatırlıyorum. Çünkü o, gerçekten kaybolmam gereken bir dönemdi. Defter de o dönemin kaydı haline geldi.
Önümüzdeki dönemde bu çalışmaların nasıl ilerlemesini hayal ediyorsunuz?
Aslında biraz daha kendi dilimizle kitaplar yapmak istiyoruz. İşin kendisine, yani deftere ve üretime odaklanmak gibi bir niyetimiz var. kaynak yaratmak ve o kaynağı büyütmek de önemli bir motivasyon. Açık Defter gibi projelerde birlikte üretmek gerçekten çok keyifliydi. Fakat süreç içinde, iş temposundan kaynaklanan küçük aksaklıklar da olabiliyor. Bu yüzden bir yandan da daha tekil üretim biçimlerini düşünmeye başladık. Mesela daha önce defterlerini gördüğümüz, işlerini beğendiğimiz arkadaşlara ya da tanıdıklara “Sana özel şöyle bir defter yapsak nasıl olur?” diyerek ilerlemek gibi. Belki iki model birlikte yürür. Bir yandan Açık Defter’i açık çağrıyla sürdürürüz, bir yandan da daha bireysel üretimler yaparız.
