Sesin Akışında Bir Proje: Sbogom1000
Röportaj: Ayça Güneş
Fotoğraf: Aksel Ada
Sbogom1000, üretimlerinde deneysel unsurlarla doğaya ait tınıları harmanlayarak kendine özgü bir ses alanı oluşturan bağımsız bir projedir. Dijital platformlarda yayımlanan çalışmaları, minimal ve atmosferik ses yaklaşımıyla dikkat çekmektedir. Canlı performanslarında ise daha esnek ve anlık müdahalelere dayalı bir yapı benimsemektedir. Sbogom1000’in yaratıcı süreci, üretim yöntemlerine ve bağımsız sahneye bakışına dair ışık tutmaktadır.
“Sbogom1000” isminin arkasında bir hikâye var mı?
Her isim gibi, bu da bir tılsım.
Prodüksiyon süreciniz nasıl işliyor? Sesleri toplama, yapılandırma ve bir parçayı tamamlamayı nasıl tarif edersiniz?
Üzerinde çalıştığım parçaya göre değişiyor, tek bir süreç yok. Bir rutin oluşturmak benim için çok önemli. Küçük bir ritüele sahip olmak ya da beni doğru ruh hâline sokan bir mekâna gitmek her şeyi şekillendiriyor.
Genellikle bir şeye kafayı takarım ve kazmaya başlarım. Bazen bu bir enstrümandır, bazen bir sanat akımıdır. Son çalışmam “омайна, тиниша погълни ме!” neredeyse tamamen 1970’lerden kalma bir elektronik orgla kaydedildi. Albüm, o orgu sesini ve çalışma biçimini keşfetme sürecine dönüştü. Süreç çok yalındı; enstrüman kendi kendini ifade ediyordu. Kendine özgü bir tınısı vardı. Hem ham hem de yumuşak. Yaz boyunca gün doğumuyla uyanıp elimden geldiğince uzun süre çaldım. Fikirler hızla gelişti ve seyahatlerimden aldığım alan kayıtlarıyla birleşerek albümün ana gövdesini oluşturdu. Albüm yaklaşık iki yıl önce yayınlandı.
Son zamanlarda elektrik gitarların ve yüksek sesli amfilerin geniş dünyasını keşfediyorum; beni evim dışında prova yapmaya iten büyük bir girdap. Belirli bir yere gitmek, o mekâna dair alışkanlıklar edinmek binanın kokusu, amfilerin uğultusu… Fikirlere açık bir atmosfer yaratıyor. Yeni çalışmalarımda, besteye başlamadan önce nihai sonuçla ilgili daha net bir vizyona sahip oluyorum. Enstrüman artık konseptin merkezinde değil, ama hâlâ bir dayanak noktası. Bir sesin ve bir ruh hâlinin peşinden gidiyorum.
Yapı genelde en son gelir. Çalışmalarımın arkasında elbette bir yolculuk ve bir hikâye var ama esas olarak ulaşmak ve içinde kalmak istediğim özel bir hissi inşa ediyorum.
Bir parçayı tamamlamak zor çünkü her zaman yapılacak daha fazla şey varmış gibi geliyor. Bir eseri bitirmeden önce bir süre kendi kendine “mayalanmasına” izin vermenin bana iyi geldiğini fark ettim.
Bu projenin çıkış noktası neydi? Sizi bu özel sese yönlendiren şey neydi?
Bu, bir aşk mektubu olarak başladı; gündelik hayatın ötesinde bir zihin ve beden hâline bir saygı duruşu. Kısa süreli ama derin büyülenme anı. Bunu sese dökmek hiçbir zaman kolay olmadı. Alçakgönüllülük, birlik ve durgunluk gerektiriyor. Arınmanın gerçekleşebilmesi için kişinin kendini uzun, yoğun bir dalganın içine bırakması gerekiyor.
Amaç her zaman bu hâli davet etmekti. Bunun gerçekleşmesi için havanın belirli bir şekilde hareket etmesi gerekiyor. Atmosfer basıncı yüksek, ışık loş olmalı. Sabır da şart. Bu hâli önce kendim için yaratmak istiyorum. Başkaları müziğim hakkında farklı hikâyeler anlatıyor. Geçen gece bir kişi kalabalığın içinde uyuyordu; yanındaki ise ağlıyordu. İkisi de geçerli tepkiler ve ikisini de içten birer iltifat olarak görüyorum.
Sizi en çok etkileyen müzik türleri veya sanatçılar kimler?
Memleketimin ortasından bir nehir geçer. Büyürken sık sık suyun akışını, doğanın sesini ve çok da uzakta olmayan şehir gürültüsünü dinlerdim. En büyük ilham kaynağımın bu olduğunu söyleyebilirim.
Canlı performanslarınız kayıtlı çalışmalarınızdan hangi yönleriyle farklı?
Konserlerde her şeyi canlı yapmaya çalışıyorum. Belki birkaç alan kaydı dışında hiçbir şey önceden kaydedilmiş olmuyor. Amacım, sesin her yönünü gerçek zamanlı olarak çalmak ve yönlendirmek; bu da çok fazla prova gerektiriyor. Artık neredeyse hiç laptop kullanmıyorum ve ekipmanımın çoğu oldukça ilkel. Benim için konserin gerçekten gözlerinin önünde gerçekleşmesi önemli. Bu şekilde risk daha büyük; çok şey ters gidebilir ama eğlenceli olan da bu. Gerçek bir performans olmadığı zaman kendimi hem seyirciye hem de kendime yalan söylüyormuş gibi hissediyorum.
Bu yaklaşım kısıtlayıcı, çünkü aynı anda çok fazla değişkeni kontrol edemiyorum. Canlı müziğim daha sade ama daha canlı oluyor.
Şimdiye kadar yayınladığım kayıtlar farklı take’lerden oluşuyor ve post-prodüksiyonda yoğun şekilde işleniyor. Sahnede icra edilmeleri imkânsız. Bir ses mühendisi olarak kaydı aldıktan sonra onu değiştirme isteğine kapılıyorum; kendi çalışmalarımın bir tür ses kolajına dönüşüyor. Bu cerrahi bir iş. Küçük detaylarda kayboluyorum ve ortaya çıkan şey, kaynağından tamamen farklı oluyor. Sesleri gizlemeyi, dokuları tanınmaz hâle gelene kadar üst üste bindirmeyi seviyorum. İlk dinlemede fark edilmeyen küçük sürprizler bırakıyorum.
En yeni bestelerimde ise bu durum değişmeye başladı. Performansı mümkün olduğunca olduğu gibi yakalamaya çalışıyorum. Odanın ve çevrenin kendisi, çaldığım müzik kadar önemli. Canlı performans ve stüdyo arasında bir evlilik kurmak istiyorum. Hiçbir zaman tamamen aynı olmayacaklar, çünkü çalışmalarım doğaçlamaya ve doğal akustiğe dayanıyor. Ama birbirlerine daha yakın olmalarını istiyorum. Bu formda henüz yayınlanmış bir çalışmam yok.
Yakında çıkarmayı planladığınız albüm, EP veya projeler var mı?
Sürekli beste yapıyor ve kayıt alıyorum. Kesinlikle bir şeyler kaynıyor. Uyumaya çalışırken bile bana bakan birkaç parça var. Belki onların zamanı yakındır.
Bağımsız bir üretici olarak karşılaştığınız en büyük zorluklar neler?
Müzik yapmayı seviyorum. Bu konuda bir zorluk yaşamıyorum. Onun dışındaki her şey ise sıradan.
Bağımsız bir sanatçı olarak yaratıcı kontrol sizin için ne kadar önemli?
Her şeyi bilinçli bir niyetle yapmaya çalışıyorum; bu çalışmalarımın temel unsuru. Her konser, her parça, her görsel bilinçli bir amaçla yapılmalı. Zihnin içinde tam olarak anlayamadığımız çok şey oluyor ve dış dünya da sürekli beklenmedik kıvrımlar ve sarmallar fırlatıyor. Bunu kabul edip onunla çalışmak, yeniden üretmeye başlamanın en kolay yolu.
Bir duruma uyum sağlamak ve ondan en iyi şekilde yararlanmak ilginç sonuçlar doğurabilir. Kendiliğindenlik ve doğaçlama da benim için önemli. Parmaklarınızdan müzik kendiliğinden aktığında büyülü bir şey olur. Bu nedenle sanırım bir miktar uyumsuzluk var.
(ENGLISH)
Sbogom1000 is an independent music project that develops a unique sound language through the integration of experimental elements and organic sonic materials. Its work, released across digital platforms, is characterized by a minimal and atmospheric approach. Live performances are shaped by adaptability and moment-based decisions. This interview provides insight into Sbogom1000’s creative process, production practices, and perspective on the independent music landscape.
Is there a story behind the name “sbogom1000”?
Like any name, it’s a spell.
How does your production process work? Could you describe how you collect sounds, structure them, and finalize a track?
It depends on the track I’m working on—there is no unified process. Building a routine is extremely important to me. Having a small ritual or a place that puts me in the right state of mind helps shape everything.
I usually become obsessed with something and start digging. Sometimes it’s an instrument, sometimes an art movement. My last release “омайна, тиниша погълни ме!” was almost entirely recorded on a 1970s electric organ. The album became an exploration of that organ—its sound and the workflow it dictated. The process was very straightforward; the instrument spoke for itself. It had a specific timbre—raw yet gentle. Throughout the summer I woke up at sunrise and played it for as long as I could. Ideas grew quickly, and I infused them with field recordings from my travels, forming the main body of the album. It was released almost exactly two years ago.
Recently, I’ve been exploring the vast world of electric guitars and loud amps—a rabbit hole that pushed me to rehearse somewhere other than my home. Going to a specific place and creating habits around it—the building’s smell, the hum of the amps—creates an atmosphere rich with ideas. With my newest work, I approach composing with a clearer vision of the final result. The instrument is no longer the center of the concept, though it remains an anchor. I chase a sound and a mood.
Structure usually comes last. There is always a journey and a story behind my work, but I’m primarily building toward a specific feeling—one I want to inhabit.
Finalizing a track is difficult because there’s always more to be done. I’ve found it useful to let a piece “ferment” for a while before finishing it.
What was the starting point of this project? What led you toward this particular sound?
It started as a love letter—an homage to a state of mind and body beyond everyday life. An ephemeral episode of profound enchantment. Capturing that in sound was never easy. It requires humility, unity, and stillness. One must allow a prolonged, saturated wave of intensity to wash over them for catharsis to occur.
The aim has always been to invite that state in. For that to happen, the air must move in a certain way. The atmospheric pressure should be high, and the light dim. Patience is key. I want to create this state for myself. Others tell me different stories about my music. The other night, someone was asleep in the audience while the person next to them was crying. Both reactions are valid, and I take them as sincere compliments.
Which music genres or artists have influenced you the most?
A river runs through the middle of my hometown. Growing up, I often listened to the river—the sound of moving water and the natural habitat around it—alongside the daunting urban environment nearby. I would say that’s my biggest influence.
In what ways do your live performances differ from your recorded work?
I try to do everything live during concerts. No prerecorded material—except maybe a few field recordings. My goal is to perform and conduct every aspect of the sound in real time, which requires a lot of rehearsal. I rarely use laptops anymore, and most of my gear is very rudimentary. It’s important to me that the concert truly happens in front of the audience. There’s more at stake that way; a lot can go wrong, but that’s part of the fun. Without a real performance, it feels like lying—to the crowd and to myself.
This approach is limiting, since I can’t control too many variables at once. My live music becomes more stripped down, but also more alive.
The records I’ve released so far are built from different takes and heavily manipulated in post-production. They’re completely unperformable live. As a sound engineer, I’m always tempted to alter recordings after capturing them—it becomes a sound collage made from my own material. It’s surgical work. I get lost in tiny details, and the result becomes very different from the source. I like to bury sounds, layer textures beyond recognition, and hide easter eggs that listeners may not catch the first time.
With my newest compositions, this is no longer the case. I try to capture the performance as much as possible. The room and environment are as important as the music itself. I want to merge the live and studio worlds. They will never be identical, since my work relies on improvisation and natural acoustics, but I want them to be closer. I haven’t released any music of this nature yet.
Do you have any upcoming albums, EPs, or projects you plan to release soon?
I’m constantly composing and recording. Something is definitely bubbling up. There are a few pieces that stare at me when I try to fall asleep. Maybe their time is near.
What are the biggest challenges you face as an independent creator?
I love making music. I don’t face challenges in that regard. Everything else is mundane.
As an independent artist, how important is creative control to you?
I try to do everything with intention—that’s essential to my work. Every show, every track, every visual should be created with conscious intent. There is so much happening inside the mind that we don’t fully understand, and the world constantly throws unexpected curves our way. Accepting that and working with it is the easiest path back to creativity.
Adapting and making the most of a situation can lead to interesting results. Spontaneity and improvisation are also important to me. There’s magic in moments when music pours out of your fingers. So I suppose there is a bit of dissonance.
